15 TEMMUZ’UN 10. YILINDA DERS ALDIK MI?
15 Temmuz hain darbe girişiminin üzerinden tam 10 yıl geçti. Türkiye, o gece hayatını kaybeden 253 şehidini anarken cevaplanması gereken kritik soru hâlâ ortada duruyor: FETÖ devletten tasfiye edildi, peki boşalan kadroları kimler doldurdu? Sağlık Bakanlığı, Emniyet ve Jandarma başta olmak üzere kamu kurumlarında farklı cemaat ve tarikatların kadrolaştığı yönündeki iddialar, 15 Temmuz’un 10. yılında yeniden tartışılıyor.
Türkiye, 15 Temmuz 2016 gecesi millet iradesini hedef alan kanlı darbe girişimine karşı tarihi bir direniş gösterdi. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, darbe girişiminin 10. yıl dönümünde “İrade Bizim, Zafer Bizim” temasıyla 81 ilde anma programları düzenliyor. Şehitler anılıyor, gazilere minnet mesajları veriliyor ve o gece yaşananların unutulmaması gerektiği vurgulanıyor.
Ancak 15 Temmuz’un yıl dönümünde yalnızca geçmişi anmak yeterli mi?
Türkiye’nin asıl cevaplaması gereken soru şu:
Devlet, FETÖ’nün oluşturduğu paralel yapılanma tehlikesinden gerçekten ders çıkardı mı, yoksa bir cemaatin boşalttığı alanlar başka cemaat ve tarikatlara mı açıldı?
MESELE İNANÇ DEĞİL, DEVLETE SADAKAT
Hiç kimsenin inancı, ibadeti veya bir dinî topluluğa yakınlığı tek başına suç değildir. Ancak devlet görevlisinin sadakati Anayasa’ya, hukuka ve millete değil de bir şeyhe, cemaate veya kapalı bir hiyerarşiye yöneliyorsa burada artık inanç özgürlüğünden değil, devlet güvenliğinden söz edilir.
FETÖ de uzun yıllar boyunca eğitim, yardım, dayanışma ve din hizmeti görüntüsü altında büyüdü. Devlet kurumlarına sınav soruları, referanslar, himaye ilişkileri ve gizli örgüt hiyerarşisi üzerinden yerleşti. Sonuç ise 15 Temmuz gecesi ağır bir ihanet olarak Türkiye’nin karşısına çıktı.
Bugün benzer bir tehlikenin oluşmadığını söyleyebilmek için devletin şeffaf, denetlenebilir ve liyakate dayalı bir personel sistemi kurmuş olması gerekiyor.
Peki kuruldu mu?
SAĞLIK BAKANLIĞINDA MENZİL SORUSU CEVAPSIZ KALDI
Menzil yapılanmasının özellikle Sağlık Bakanlığında etkili olduğu iddiaları, 15 Temmuz darbe girişiminin hemen ardından Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine taşındı.
2016 yılında Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar tarafından Sağlık Bakanlığına yöneltilen soru önergesinde, Bakanlık içerisindeki kaç müsteşar ve müsteşar yardımcısının Menzil’le ilişkili olduğu, Bakanlık personeli arasında kaç Menzil mensubu bulunduğu ve başka cemaat yapılanmalarının olup olmadığı açıkça soruldu.
Sağlık Bakanlığı ise dört soruya tek cevap verdi. Bakanlık, 2002’den itibaren 1.392 baştabip ve 692 hastane yöneticisi atandığını belirterek atamaların yetkinlik, ehliyet ve liyakat esaslarına göre gerçekleştirildiğini bildirdi.
Ancak kaç personelin Menzil’le bağlantılı olduğu sorusuna herhangi bir sayı verilmedi. Bakanlık cevabında, “Menzil bağlantılı personel bulunmamaktadır” şeklinde açık bir ifade de kullanılmadı.
“SAĞLIK BAKANLIĞINI MENZİL Mİ YÖNETİYOR?” SORUSU MECLİSTE
2017 yılında verilen başka bir soru önergesinde ise bazı hekimlerin güvenlik soruşturmalarının geciktirilmesinde Menzil yapılanmasının etkili olduğu iddiası gündeme getirildi.
Önergede doğrudan, “Sağlık Bakanlığını Menzil tarikatı mı yönetmektedir?” sorusu yöneltildi. Bu soru ve iddialar bir yargı kararı ya da kesinleşmiş tespit anlamına gelmiyor. Ancak böyle ağır iddiaların yıllar boyunca Meclis gündemine taşınmasına rağmen kamuoyunu tatmin edecek ayrıntılı bir denetim raporunun açıklanmaması tartışmaları büyüttü.
MENZİL İSİMLERİNDEN DİKKAT ÇEKEN AÇIKLAMALAR
Gazeteci Saygı Öztürk’ün Menzil yöneticileriyle gerçekleştirdiği görüşmelerden aktarılan açıklamalar da devlet–cemaat ilişkisi tartışmasını güçlendirdi.
Saki Erol, eski Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ı tanıdığını ve Akdağ’ın Menzil’e gidip geldiğini kabul etti. Ancak Menzil bağlantısı nedeniyle liyakatsiz bir kişinin kamuya alınmasının doğru olmayacağını belirterek devletin kendi işini, cemaatin de kendi faaliyetlerini yürütmesi gerektiğini savundu.
Menzil’in Buhara kolundan Feyzeddin Erol ise eski bakanlar Recep Akdağ ve Taner Yıldız ile geçmişte yakın ilişkilerinin bulunduğunu anlattı ve Menzil mensuplarının devletin farklı noktalarında etkili olduklarını ileri sürdü. Bu sözler tek başına kadrolaşmanın hukuki kanıtı değil; ancak ilişkilerin boyutunun bağımsız biçimde araştırılması gerektiğini ortaya koyan önemli beyanlar olarak kayda geçti.
EMNİYETTE MENZİL İDDİASI: BAKANLIK REDDETTİ
Menzil yapılanmasının Emniyet teşkilatındaki atama ve terfilerde etkili olduğu iddiaları da 2019 yılında kamuoyuna yansıdı.
Dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, iddiaları kesin bir dille reddetti. Soylu, görev yaptığı dönemde Menzil referansıyla tek bir atamanın yapıldığının kanıtlanması hâlinde istifa edeceğini açıkladı ve Emniyet personelinin liyakat esasına göre görev yaptığını belirtti.
Dolayısıyla Emniyet içerisindeki Menzil yapılanmasına ilişkin iddialar konusunda kamuoyuna açıklanmış kesinleşmiş bir yargı kararı bulunmazken, İçişleri Bakanlığının açık ve sert bir reddi bulunuyor.
JANDARMA KARARGÂHINDAKİ FOTOĞRAF TARTIŞMA YARATTI
2024 yılında Jandarma Genel Komutan Yardımcısının, Menzil’in bürokrasideki sorumlularından biri olduğu iddia edilen Muhammed Raşid Seydaoğlu ile makamında görüşmesi yeni bir tartışma başlattı.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Murat Bakan, söz konusu görüşmenin FETÖ’den boşalan kadroların başka cemaatler arasında paylaştırıldığı yönündeki endişeleri güçlendirdiğini savundu. Görüşmenin kendisi kamuoyuna yansıyan bir fotoğrafla gündeme gelirken, bu buluşma tek başına Jandarmada kadrolaşmanın kanıtı olarak kabul edilemez. Ancak devletin güvenlik kurumları ile cemaat temsilcileri arasındaki ilişkilerin neden şeffaf olması gerektiğini bir kez daha gösterdi.
FETÖ GİTTİ, SİSTEM DEĞİŞTİ Mİ?
FETÖ’nün devletten tasfiye edilmesi elbette büyük ve gerekli bir mücadeledir. Ancak yalnızca kişilerin değiştirilmesi, sistemin temizlendiği anlamına gelmez.
Sınavlarda, mülakatlarda ve yönetici atamalarında resmî kriterlerin önüne cemaat, tarikat, siyasi çevre veya kişisel referanslar geçiyorsa tehlike devam ediyor demektir.
Bir yapının adı FETÖ, Menzil veya başka bir oluşum olabilir. Devlet içerisindeki sorun, grubun isminden çok kullandığı yöntemdir:
Kapalı hiyerarşi, sorgulanamaz liderlik, gizli referans sistemi, kurum içi dayanışma ağı ve liyakatin önüne geçirilen grup sadakati…
Bu yöntemlere izin verildiği sürece bir yapılanma tasfiye edilir, yerine başka bir yapılanma gelir.
DEVLETİN KAPISI CEMAATLERE DEĞİL, LİYAKATE AÇILMALI
15 Temmuz’dan çıkarılması gereken en büyük ders, devletin hiçbir siyasi, ticari veya dinî grubun kadro alanı hâline getirilemeyeceğidir.
Kamu görevlerine girişte yalnızca eğitim, mesleki yeterlilik, sınav başarısı ve denetlenebilir liyakat kriterleri esas alınmalıdır. Mülakat sonuçları gerekçeleriyle açıklanmalı, üst düzey atamalar bağımsız denetime açılmalı ve dışarıdan gelen gayriresmî referans sistemleri ortadan kaldırılmalıdır.
Devlet içerisinde herhangi bir cemaate kaç kişinin mensup olduğunu saymak tek başına çözüm değildir. Asıl yapılması gereken, hiçbir grubun mensuplarına ayrıcalık sağlayamayacağı şeffaf ve denetlenebilir bir sistem kurmaktır.
10 YIL SONRA AYNI SORU: DERS ALDIK MI?
15 Temmuz gecesi millet, tankların karşısına çıkarak iradesine ve devletine sahip çıktı.
Bugün görev devleti yönetenlere düşüyor.
Türkiye, şehitlerini yalnızca törenlerle değil, devleti her türlü kapalı yapılanmadan koruyarak da anmak zorunda.
Sağlık Bakanlığından Emniyete, Jandarmadan eğitime kadar yıllardır gündeme getirilen cemaat kadrolaşması iddiaları bağımsız ve şeffaf biçimde araştırılmadıkça şu soru cevap beklemeye devam edecek:
FETÖ gitti ama devleti cemaatlere açan anlayış gerçekten sona erdi mi?
Yoksa yalnızca isimler ve adresler mi değişti?
