Bir gün siyaset konuşuyoruz.
Ertesi gün futbol.
Sonra bir fon soruşturması…
Ardından belediyelerde yolsuzluk iddiaları…
Hakemler, bahis, ihaleler, para, makamlar, ilişkiler…
Her başlığın kendi dosyası, kendi iddiası ve kendi hukuki süreci var.
Ama bütün bunların toplumda yarattığı ortak bir duygu var:
GÜVEN KAYBI.
HERKES KARŞI TARAFI SUÇLUYOR
Siyasette taraflar birbirini yolsuzlukla suçluyor.
Futbolda taraflar birbirini adaletsizlikle suçluyor.
Ekonomide vatandaş geleceğinden endişe ediyor.
Sosyal medyada ise her yeni iddia, daha mahkeme kararı ortaya çıkmadan bir tarafın “kanıtı”, diğer tarafın “komplosu” haline geliyor.
İnsanlar artık aynı habere bakıp tamamen farklı gerçeklikler görüyor.
Bir kesim için soruşturma “hukukun işlemesi”.
Diğer kesim için aynı soruşturma “siyasi operasyon”.
Bir tarafın “yolsuzluk” dediğine diğer taraf “itibar suikastı” diyebiliyor.
Ve toplum bütün bunların ortasında giderek daha fazla bölünüyor.
PEKİ VATANDAŞIN DERDİ NE?
Belki de asıl soru burada.
Vatandaşın çocuğunun geleceği var.
Geçim derdi var.
Kira derdi var.
İş derdi var.
Güvenlik kaygısı var.
Adalet konusunda beklentisi var.
Ve bütün bunların üzerine her gün yeni bir “yolsuzluk”, “soruşturma”, “bahis”, “fon”, “ihale” tartışması geliyor.
Vatandaş bir süre sonra siyasi tartışmanın tarafı olmaktan çıkıp şu soruyu sormaya başlıyor:
“Kim doğru söylüyor?”
Ardından daha ağır bir soru geliyor:
“Peki ben kime güveneceğim?”
MESELE SADECE SİYASET DEĞİL
Bugün fon soruşturmasını konuşuyoruz.
Hakem dosyasını konuşuyoruz.
Belediyeleri konuşuyoruz.
Yarın başka bir kurum, başka bir sektör, başka bir isim gündeme gelebilir.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta şu:
Bir soruşturma, tek başına suçluluk anlamına gelmez.
Ama sürekli yeni suçlamaların ortaya çıkması, toplumun bütün kurumlara bakışını etkileyebilir.
Çünkü vatandaş yalnızca “kim suçlu?” sorusuna cevap aramıyor.
Aynı zamanda:
“Denetim gerçekten herkese eşit mi?”
“Güçlü olan da hesap veriyor mu?”
“Siyasi kimlik değişince hukuk değişiyor mu?”
“Gerçek ortaya çıktığında buna herkes razı olacak mı?”
diye soruyor.
BİZ NEDEN BU KADAR KUTUPLAŞTIK?
Belki de Türkiye’nin bugün tartışması gereken en zor sorulardan biri bu.
Çünkü artık insanlar çoğu zaman bir olayın kendisini değil, hangi tarafın söylediğini tartışıyor.
“Bizden biriyse kesin iftiradır.”
“Karşı taraftansa kesin doğrudur.”
Oysa hukuk bunun tam tersini gerektiriyor.
İddia, iddiadır.
Delil, delildir.
Karar, karardır.
Ve kim olursa olsun, aynı ölçünün uygulanması gerekir.
TÜRKİYE’NİN ASIL SORUNU NE?
Belki de cevap tek bir başlıkta değil.
Sadece siyaset değil.
Sadece futbol değil.
Sadece ekonomi değil.
Sadece yolsuzluk iddiaları da değil.
Asıl mesele, bütün bunların ortasında toplumun birbirine ve kurumlara duyduğu güvenin ne kadar ayakta kaldığı.
Çünkü bir ülkede insanlar kurumlara güvenini kaybederse, her olay yeni bir kutuplaşmanın bahanesine dönüşebilir.
Bugün fon.
Yarın futbol.
Sonra belediye.
Sonra başka bir kurum…
Ve aynı tartışma yeniden başlayabilir.
PEKİ BİZ NEREYE GİDİYORUZ?
Belki de artık birbirimize sürekli:
“Senin tarafın hırsız.”
“Hayır, seninki hırsız.”
demek yerine daha zor bir soruyu sormanın zamanı geldi:
“KİM OLURSA OLSUN, HESAP VERECEĞİ BİR DÜZENE GERÇEKTEN GÜVENİYOR MUYUZ?”
Çünkü mesele yalnızca kimin iktidarda olduğu değil.
Mesele, iktidarda kim olursa olsun aynı kuralların geçerli olup olmadığı.
Ve vatandaşın belki de bugün en çok ihtiyacı olan şey bir başka siyasi kavga değil:
GÜVENEBİLECEĞİ BİR DÜZEN.
