Trabzon’da kazanan sadece bir takım değildi. Bu maçı taktik tahtasına sığdırmaya çalışırsanız eksik okursunuz. Çünkü sahada üç ayrı üstünlük vardı: zihin, plan ve bireysel sadakat. Şehir bu maça hazırlandı değil, bu maçı yaşadı. Oyuncular ilk düdükten itibaren paniksiz, öz güvenli ve organizasyon disiplinini hiç kaybetmeden oynadı. Beraberlik golünü yediklerinde bile telaş yoktu. Bu, sıradan bir motivasyon değil; kolektif bir psikolojik üstünlüktü. Teknik ekip ise rakibi durdurmaya değil, rakibin güçlü olduğu alanları işlevsizleştirmeye odaklandı. Oyun ritmi Trabzonspor’un elindeydi. Savunma gömülmedi, doğru parselasyonla kompakt kaldı. Kazanılan her top hücum değerine dönüştü. Hücumda ezber bozuldu. Genişlik beklerle kuruldu, kenar oyuncuları iç koridoru kullandı. Rakip savunma yatayda dağıldı, ceza sahası tehdidi arttı. Bu, rastgele bir tercih değil; bilinçli bir rol dağılımıydı.
Bilinçli puan dağılımı
Bireysel performanslarda ise yıldız parıltısından çok, rol sadakati öne çıktı. Oyuncular sistemin görünmeyen kolonları gibi davrandı. Bugün sahada bir takım değil; inanan bir teknik ekip, disiplinli bir oyuncu grubu ve oyunu tribünden başlatan bir şehir kazandı. Bazı günler futbol, bir şehrin kolektif iradesine dönüşür. Dün gece olan tam olarak buydu. Not: Böyle bir akşamın sonunda hakem konuşmak pişmiş aşa su katmak gibi. Ancak biz güzel bir eserle bitirelim. Fatih Tekke ve öğrencileri “Biz bu Cihan’a sığmayız” mesajı verdiler tüm ülkeye.
