Said Nursî’nin 1960’taki ölümünün ardından tek merkez etrafında devam etmeyen Nur hareketi, yıllar içinde farklı gruplara ayrıldı. Yazıcılar, Okuyucular, Meşveret, Yeni Asya ve Nesil gibi farklı çevreler ortaya çıktı. 2026’daki sermaye piyasası soruşturmasında ise bazı isimlerin Nurcu çevrelerle bağlantıları gündeme taşındı. Peki bugün “Nurcular” denilen yapı gerçekten tek bir cemaat mi? Ve fon soruşturmasına uzanan bağlantı nerede başlıyor?
Türkiye günlerdir geniş kapsamlı sermaye piyasası soruşturmasını konuşuyor.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama kararları verilirken, dosyanın Katılımevim ve Pusula Holding çevresindeki para ve hisse hareketlerine kadar uzandığı açıklandı. Soruşturmada Serdar Turhan da tutuklanan isimler arasında yer aldı.
Ancak dosyanın kamuoyunda en çok tartışılan başlıklarından biri, bazı şüphelilerin Nurcu çevrelerle ilişkileri oldu.
Burada ilk soru şu:
NURCULAR Kİ?
Nurculuk, Bediüzzaman Said Nursî’nin fikirleri ve Risale-i Nur Külliyatı etrafında oluşan dini-sosyal hareketin genel adı.
Ancak Said Nursî’nin 1960’taki ölümünün ardından hareket tek bir lider veya tek bir kurumsal yapı altında devam etmedi.
Tam tersine, yıllar içerisinde farklı gruplar ortaya çıktı.
Yeni Asya’nın kendi yayınlarında da Nurculuğun tek parça bir yapı olmadığı, Said Nursî’nin vefatından sonra farklı grupların oluştuğu ve ilk önemli ayrışmalardan birinin Yazıcılar–Okuyucular ayrımı olduğu anlatılıyor. Aynı kaynakta 12 Eylül sonrasında siyasi tutumlar üzerinden yeni ayrışmalar yaşandığı belirtiliyor.
Yani bugün “Nurcular” denildiğinde tek bir cemaatten, tek bir yönetimden veya bütün grupların aynı siyasi ve ekonomik çizgide olduğundan söz etmek doğru değil.
1960’TAN SONRA NELER OLDU?
Said Nursî’nin ölümünden sonra Risale-i Nur çevresindeki topluluklar farklı yorumlar, yöntemler ve siyasi tutumlar nedeniyle ayrışmaya başladı.
Ortaya çıkan başlıca çevreler arasında:
- Yazıcılar
- Okuyucular
- Meşveret çevreleri
- Yeni Asya
- Nesil
- Med-Zehra çevresi
gibi farklı yapılanmalar yer aldı.
Özellikle siyasi gelişmeler, darbeler ve cemaatlerin devlet ve siyaset karşısındaki tutumları bu ayrışmalarda önemli rol oynadı.
Dolayısıyla bugün bir kişinin “Nurcu” olarak tanımlanması, onun Nurculuk içerisindeki bütün gruplarla aynı yapıya bağlı olduğu anlamına gelmiyor.
FON SORUŞTURMASINDA NURCU TARTIŞMASI NASIL BAŞLADI?
Tartışmanın merkezindeki isimlerden biri Serdar Turhan oldu.
Pusula Holding Yönetim Kurulu Başkanı olan Turhan, sermaye piyasası soruşturması kapsamında tutuklandı. Savcılık ifadesinde kendisine Pusula Grubu, fonlar, hisse işlemleri ve milyarlarca liralık para hareketleri hakkında sorular yöneltildi.
Turhan ise savunmasında Pusula Portföy’ün yönetimini devrettiğini ve devirden sonra şirketin yaptığı işlemlerle ilgili bilgisinin olmadığını söyledi.
Turhan ayrıca PKZ fonunu şahsi olarak aldığını, fonda Katılımevim hisselerinin bulunduğunu ve bazı hisselerin satılarak başka fonlarda kullanıldığını anlattı.
Burada önemli nokta şu:
Soruşturmanın hukuki konusu “Nurculuk” değil; sermaye piyasası işlemleri, piyasa dolandırıcılığı ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerinin aklanmasına ilişkin iddialar.
Nurcu bağlantısı ise şüphelilerin sosyal, dini ve kurumsal çevreleri üzerinden ayrıca tartışılıyor.
İKİNCİ İSİM: UĞUR AKKAFA
Dosyanın Nurcu tartışmasını büyüten ikinci isim ise Uğur Akkafa oldu.
Akkafa, Nur Mektebi İlim ve Kültür Derneği’nin başkanı olarak biliniyor.
21 Eylül’deki operasyonda gözaltına alınan Akkafa, daha sonra tutuklanan şüpheliler arasında yer aldı. Anadolu Ajansı’nın aktardığı soruşturma bilgilerinde Akkafa’nın Katılımevim’deki piyasa dolandırıcılığına ilişkin yürütülen soruşturmada gözaltına alınan isimlerden biri olduğu ve daha sonra tutuklandığı yer aldı.
Böylece kamuoyunda:
“Nur Mektebi – Uğur Akkafa – fon soruşturması”
şeklinde yeni bir bağlantı tartışması başladı.
NUR MEKTEBİ’NİN DOSYADAKİ YERİ NE?
Burada tartışma yalnızca Akkafa’nın tutuklanmasıyla sınırlı kalmadı.
Nur Mektebi İlim ve Kültür Derneği’nin geçmişine ilişkin çeşitli iddialar ortaya attı ve derneğin 15 Temmuz sonrasında yeniden açılması sürecini gündeme taşıdı.
Hüsnü Bayramoğlu’nun 2016 yılında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a derneğin yeniden açılması yönünde mektup gönderdiği ve derneğin daha sonra yeniden faaliyete geçtiği iddia edildi. Bu anlatım iddialara dayanıyor; kesinleşmiş yargı hükmü olarak değerlendirilmemeli.
İşte fon soruşturmasıyla geçmişteki bu yapı arasındaki bağlantı iddiaları, tartışmayı daha da büyüttü.
PEKİ BÜTÜN NURCULAR BU DOSYANIN İÇİNDE Mİ?
Hayır.
Tam da burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta bu.
Nurculuk tarih boyunca çok sayıda gruba ayrılmış durumda.
Örneğin Yeni Asya çevresi, soruşturmanın ardından “Nurcular”ın tamamının suçla ilişkilendirilmesine açık şekilde karşı çıktı.
Yeni Asya yazarı Ahmet Battal, “Piyasa dolandırıcılığına ‘Nurcu’ları sokuşturanlar!” başlıklı yazısında Uğur Akkafa ve Serdar Turhan üzerinden bütün Nurcuların suçlanmasına itiraz etti.
Dolayısıyla:
Serdar Turhan’ın Nurcu çevrelerle ilişkilendirilmesi ≠ bütün Nurcuların soruşturmada olduğu anlamına gelmiyor.
Uğur Akkafa’nın Nur Mektebi’ndeki konumu ≠ bütün Nurcu grupların aynı yapıya bağlı olduğu anlamına gelmiyor.
Bu ayrım yapılmadan kurulacak her cümle, hem gazetecilik hem de hukuki açıdan sorunlu olabilir.
ASIL SORU: NURCU ÇEVRELERDEN FON DOSYASINA NASIL GELİNDİ?
İşte dosyanın en kritik noktası burası.
Soruşturmanın resmi ayağında başlangıç noktası Nurculuk değil, sermaye piyasası işlemleri.
Anadolu Ajansı’nın aktardığı soruşturma sürecine göre MASAK incelemeleri sonrasında Katılımevim Tasarruf Finansman AŞ’de piyasa dolandırıcılığı yapıldığı yönünde tespitler gerçekleştirildi.
Bunun ardından farklı şirket ve kişiler hakkında soruşturmalar genişletildi.
Serdar Turhan’ın savcılık ifadesinde ise fonlar, Katılımevim hisseleri, Pusula Portföy ve milyarlarca liralık para hareketleri sorgulandı.
Turhan, kendisine yöneltilen suçlamaları kabul etmediğini belirterek çeşitli para ve fon hareketlerine ilişkin kendi açıklamalarını yaptı.
Dolayısıyla olayın kronolojisini şöyle okumak gerekiyor:
SERMAYE PİYASASI İŞLEMLERİ
↓
MASAK VE SPK İNCELEMELERİ
↓
KATILIMEVİM HİSSELERİ VE FON HAREKETLERİ
↓
PUSULA HOLDİNG / PUSULA PORTFÖY
↓
SERDAR TURHAN VE DİĞER ŞÜPHELİLER
↓
UĞUR AKKAFA GİBİ İSİMLERİN DE DOSYAYA GİRMESİ
↓
ŞÜPHELİLERİN NURCU ÇEVRELERLE İLİŞKİLERİ ÜZERİNDEN YENİ TARTIŞMA
SAİD NURSÎ’NİN KENDİSİ BU DOSYANIN NERESİNDE?
Burada da çizgiyi net çekmek gerekiyor.
Said Nursî 1960 yılında hayatını kaybetti.
Dolayısıyla bugün yürütülen sermaye piyasası soruşturmasıyla Said Nursî’nin kendisi arasında herhangi bir doğrudan bağlantı kurulamaz.
Bugünkü tartışma, onun eserleri ve hareketi çevresinde zaman içerisinde oluşan farklı gruplar ve bu gruplarla ilişkilendirilen günümüz isimleri üzerinden yürüyor.
Başka bir ifadeyle:
SAİD NURSÎ → RİSALE-İ NUR HAREKETİNİN KAYNAĞI
ama
BUGÜNKÜ NURCU GRUPLAR → 1960 SONRASINDA FARKLILAŞAN YAPILAR
ve
FON SORUŞTURMASI → BUGÜNÜN ŞİRKET, FON VE ŞAHISLARINA YÖNELİK ADLİ SÜREÇ
Üçünü birbirine karıştırmamak gerekiyor.
DOSYANIN EN ÇOK CEVAP BEKLEYEN SORUSU
Şimdi gözler başka bir noktaya çevriliyor:
Uğur Akkafa’nın başında bulunduğu Nur Mektebi ile fon soruşturmasının merkezindeki şirketler arasında somut finansal ilişki var mı?
Serdar Turhan’ın Nurcu çevrelerle ilişkisi hangi belgelerle ortaya konulabiliyor?
Katılımevim ile Nurcu çevrelerdeki dernek ve vakıflar arasında para veya ortak proje trafiği bulunuyor mu?
Varsa bu para trafiğinin niteliği ne?
Ve en önemlisi:
Soruşturma dosyasında bu ilişkilerin hukuki karşılığı ne?
İşte bu soruların cevapları, “Nurcular fon dosyasında” şeklindeki genel tartışmadan çok daha önemli.
Çünkü mesele artık bir cemaat tartışmasından çıkıp kişi, şirket, dernek, para hareketi ve belge zincirine dönüşüyor.
NOT: Dosyada adı geçen kişilerin tutuklanmış olması suçlu oldukları anlamına gelmez. Soruşturma ve yargı süreci devam ediyor; kesin hüküm verilene kadar kişiler hakkındaki suçlamalar “iddia/soruşturma kapsamında” değerlendirilmelidir.
